Tam bir gönül adamı. Hattat,
neyzen, ressam, şair..Aklınıza ne geliyorsa o. Bu dünyaya intibak edemediğini
söylüyor. Başka bir dünyanın adamı yani. Müthiş bir hafıza. Eminiz ki ezberinde
divanlar var. Beyit beyit öğüt veriyor. Mısra mısra hikaye anlatıyor. Hem
batıdan hem doğundan icazetli. Bilimin ve felsefenin de künhünü yalamış yutmuş.
Yahya Kemal’in dediği gibi, kökü
mazide olan ati..Kökleriyle irtibatı sımsıkı, geleceği biçimlendirecek birikimi
derya gibi..Nihat Hoca o. Ötelerin insanı..
32- NOHUTLU BABA
Nohutlu Baba diye bir şahsiyet
gerçekten var mıdır yok mudur bilinmez. Yoksa bile var sayıyoruz. Zaten ömrümüz
birçok “yok”u “var” saymakla geçmiyor mu? Nohutlu’nun tam zirvesinde Yozgat’a
nazır bir konaktır türbesi. Gözetleme kulesi gibi. Sur gibi. Yozgat’ta niçin bir kale yok diye
düşünenlere bir cevaptır belki de. Sanki o orda olmasa emniyetimiz halel
bulacakmış gibidir. Varsa eminiz ki huzur içindedir, yoksa da huzura muhtaç
olanlara huzurdan küçük zerreler verdiği için var sayılmalıdır. Ne mutlu
Nohutlu’ya çıkıp da Yozgat’a nazar edenlere..
33- DR. ALİ ŞAKİR ERGİN
Saadet zincirinin son halkası Şakir
Hoca. Ötelerin insanının yadigârı. Dünyayla ukba arasında dönüp duran sarkacın
üzerinde gibi. Hem müspet ilimlerle hem dinî ilimlerle mücehhez. Etrafında bir
gönüllüler halkası oluşması boşuna değil. Sohbetlerinde alışılmışın dışında
kullandığı dili, dini bir sohbette duymaya pek alışık olmadığımız kavramlarla
konuyu zenginleştirmesi, işte bu iki dünyanın da farkında oluşunun neticesi.
Şiirden edebiyata, tarihten coğrafyaya kadar geniş bilgi haznesini, Yozgat’a
bir kültür adamı kimliğiyle yaptığı hizmetle birlikte değerlendirmek lazım.
34- NASUH AKAR
1922 yılında Yozgat’ta dünyaya
geldi. 1946 yılında Stockholm İsveç’te Serbest stil 57 kiloda Avrupa ikincisi,
1948 yılında Londra Olimpiyatlarında Serbest stil 57 kiloda olimpiyat
şampiyonu, 1949 yılında İstanbul’da Serbest stil 57 kiloda Avrupa şampiyonu,
1951 yılında Helsinki ve Finlandiya’da Serbest stil 57 kiloda Dünya
şampiyonu..Serbest stilde Türkiye’ye şampiyonluk kazandıran ilk güreşçi.
Kulüplerde ve Milli Takımda uzun süre antrenörlük yaptı. 18 Mayıs 1984’te vefat
etti. Tarihin altın sayfalarında şanıyla duruyor ismi..
35- ABBAS UYANDI
Abbasname’nin müellifi. Yozgat’ın
her yerinde eli, gözü, kulağı var. Tespitleri, tenkitleri, tahminleri rakipsiz.
Bir efsane oldu. Piposunun dumanı hiç yanmaz ama piposu olmadan yapamaz. Uzun
zamandır ortalarda değil, boşluğu doldurulamadı. Yakında çıkacaktır yeniden.
Kendine has tarzıyla Yozgat kulislerindeki ayrıntıları yeniden kamuoyuyla
paylaşacaktır. Çünkü o olmadan siyaset kazanı kaynamaz. O olmadan kazanda
pişirilmeye çalışılan çiğ kalır. Biraz sabır, yakında gelecek.
36- TAVİUM
Yozgat-Haydarbeyli yolu
üzerindedir. Yörede en geç orta Tunç Çağında büyük Kale ve Küçük Kale ile
aralarındaki bölgeyi kapsayan büyük bir merkez oluşturulmuştur. Galatların bir
kolu olan Trokmilerin başkenti olan Tavium, Asur ticaret kolonilerinden (Karum) dönemi ile özdeşlenebilir.
Kentte tespit edilen kalıntılar kentin demir çağında yoğun bir yerleşim alanı
olduğunu göstermiştir. Daha sonraları Helenistik, Galat, Erken Bizans ve Geç
Bizans dönemlerine rastlanmaktadır. Son zamanlarda Almanların atalarının
buradan göç ettiği haberleri ile iyiden iyiye popüler hale gelen Tavium antik
kenti büyük bir turizm potansiyeli üretecek kapasiteye sahiptir
37- HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI
Komşu kızı ile beşik kertmesi olan
bir genç askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat’a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi
gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul’da hastaneye
yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü
söyler. Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. Ailesi
cenazesini Yozgat’a getiremez, İstanbul’da kalır. Geriye belki de Türk Halk
Müziği’nin en içli türküsü olan bu türkü kalır..