Unutulmuş birer birer/Eski dostlar, eski dostlar.. -3-
Yazı
Boyutu
Tarih : 30.07.2010 - 04:35:56
.
Böyle giderse, Anayasa
Değişiklik Paketi’nin oylanacağı 12 Eylül günü “evet” oyu
kullanacak eski Ülkücüler, Adnan Baran, Mustafa Kubat,
Nurettin Sarıtaş, Kazım Aslan, Kazım Aras ve Mustafa
Seyrek’le sınırlı kalmayacak. Görüştüğüm, konuştuğum “eski”yle
yaftalanmışların büyük çoğunluğu aynı istikamette görüş belirtiyor.
Emin olunuz, Yozgat’ta da
benzer durum sözkonusu.
Çok açık, Anayasa
Değişiklik Paketi mevzu eski Ülkücüler üzerinden yürütülüyor şimdi. Etrafta
o kadar çok küskün var ki, hangi birisine mikrofon uzatsanız destek
kopartırsınız.
İki sebepten destek
kopartırsınız: Birincisi, birer 12 Eylül mağdurudur onlar; ikincisi, MHP’den
bir şekilde dışlanmışlardır ya da kendilerini MHP’den bir şekilde tecrit
etmişlerdir.
Bu iki mevzu birazcık
kaşınsın yeter, tamamını kapsamazsa da çoğunluğu sıkı bir destekçi olmaya
hazırdır.
Anayasa Değişiklik Paketi,
onlar için öncelikle 12 Eylül Cuntası’ndan hesap sormayı çağrıştırmaktadır.
Arka planda kalan niyetin kıymeti harbiyesi yoktur. Gözaltıların, işkencelerin,
kara zindanların, darağaçlarının, hasretlerin, yalnızlıkların hesabının
görülmesine dönük en küçük teşebbüs, onların zihninde mâkes bulur.
Nitekim bulduğu da
görülüyor.
Herbirisi 50’li yaşlarda
gezinen bu ihtiyar delikanlılar, meydan okuma alışkanlıklarını içerisinden
çıktıkları teşkilata yöneltiyor bugünlerde. Yurdun dört bir yanını ağ gibi
sarmış cemaatçi muhabirler aracılığıyla Paket’e destek verdiklerini açıklamakla
kalmıyor, MHP Yönetimi’ne en ağır sözlerle yükleniyor.
Peki müdavim değil de niye
eski?
Ülkücülüğün tadına bir
şekilde varmış bir insan, neden o sıfattan sıyırır kendisini ve bu yaftayı
üstlenmeye razı olur?
Akla ilk gelen, küskünlük ve
kırgınlık hâli tabiatıyla.
Peki, bir Ülkücü neden küser,
neden kırılır?
Ülkücülüğe hayat vermiş mücadele
adamlarından pek çoğunun bugün başka limanlara demir atmış olmalarının
sosyolojik tahlilleri yapılabilmiş değil henüz.
Şu bir gerçek ki, her yetkin 10 Ülkücüden
7’si dâvasıyla gönül bağını kopartıyor ve birikimini başka oluşumlar için
hasrediyor.
Tükenmez bir kaynağa sahip Ülkücülük bir
yandan yeşeriyor, diğer yandan kuruyor.
“Neden”ine, “nasıl”ına
cevap aramak için içiçe geçmiş girift tahlillerde bulunarak gününüzü karartmayacağım.
Bu derin mevzuu
sosyologların üzerine atıp, eski Ülkücüler’in Anayasa Değişiklik Paketi’ne
niçin destek verdikleriyle yetineceğim.
“Mücadele” adına
hiçbirşey görmemekten kaynaklansa gerek.. Varlık-yokluk denklemine hiç
düşmemekten de olabilir..Kampuslerde
birkaç karşıt görüşlü gence yüklenmek ya da polis kordonu içerisinde bir
protesto yürüyüşünde ya da mitinginde yeralmaktan öte bir deneyimsizlik, 30 yıl
öncesinde kalanları kavrayamaz elbette.
Kavranamadığı içindir ki,
kolaylıkla “hain” damgası vurulabilmektedir eskilere.
Şahsım ve can dostlarım
özelinde başımıza gelenleri mümkün olduğu ölçüde anlatmaya çalıştım.. O “eski”
yaftası sırtlananlar, her an ölümle yüzyüze gelerek hayat sürdü.. Hayatta kalmanın
bedelini çok ağır ödedi. Kutsal bildikleri dâvaları için her şeyden ama her
şeyden vazgeçme iradesi sergiledi. Kimi istikbâlinden oldu, kimi sağlığından;
kimi en sevdiklerini kaybetti, kimi tutunacak tek bir dost eli bulamazlığın çâresizliğini
yaşadı.
Cezaevi süresince ne
arandılar, ne soruldular.
17 yıl yattı kimi..
“17 yıl boyunca aranıp
sorulmamak” ne demek irfan ve iz’anınıza bırakıyorum.
Asıl sorun çıktıktan sonra
baş gösterdi zaten. Cezaevinde fazlasıyla unutulmuşluk hissi yaşamışken,
dışarıda da benzer muamelelere revâ görülmek, dışlanmak, horlanmak ruh
dünyalarında âdeta çöküntüye yol açtı.
Bu ruh hâliyle bugünü ve
geçmişi, haklı-haksız, yerli-yersiz sorguladılar sürekli.
Her ne kadar, “Biz, kendine ‘eski ülkücü’ veya ‘eski
MHP’li diyerek, gittikleri yerin bir türlü yenisi olamayıp, itibarını bile hâlâ
bu kutlu hareketin eskisi ve müsveddesi olmakla övünenlerin tuzaklarına
düşemeyiz” şeklindeki açıklamanın muhatabı edilmişlerse de anlamak lâzım
onları.
Ne “müsvedde”lerdir, ne de “itibar
yoksunu” birer şahsiyettirler!
Onlara “müsvedde”liği lâyık görenler ve “itibar yoksunu” olarak adlandıranlar sigaya çekilmelidir asıl.
Kabul edelim ki, “müsvedde” ve “itibardan yoksunu”durlar.
Kim için.. ne için ve nasıl gerçekleşti
bunlar?..
Bugün sıfatları “genel başkan”, “kurmay”, “yönetici” veya
“milletvekili” olanlar,
pozisyonlarını öncelikle onların “müsvedde”
olmayı ve “itibar yoksunu” kalmayı
göze alan destansı mücadelesine borçludur.
Hâl böyle iken nedir bu vefasızlık
Allah aşkına?!
İşte bu vefasızlık, eski
Ülkücüleri en az 12 Eylül Cuntası’ndan hesap sormak kadar motive
etmektedir.
Eski Ülkücüler “evet”
kararlılığıyla aynı zamanda vefasızlıkların da hesabını göreceğini
düşünmektedir.
Evet.. Eski Ülkücüleri
anlamak lâzımdır.
Her şeye rağmen anlamak
lâzımdır.
Ötelemeden, irdelemeden,
yaftalamadan kucak açmak ve yeni bir beyaz sayfa açmak lâzımdır.
Gün ayrışmak değil, dayanışma günüdür.
Her Ülkücünün, dinamizmine, birikimine,
sevgi dolu yüreğine ve tabiî ki fedakârlığına ülkenin ihtiyacı vardır.
Yenilerden, gözdelerden,
itibarı yükseklerden ve kurmaylardan stratejik değişiklik beklenir.
MHP’nin büyümesi ve iktidara
tâlip olması da esasen buna bağlıdır.