Unutulmuş birer birer/Eski dostlar, eski dostlar.. -1-
Yazı
Boyutu
Tarih : 28.07.2010 - 17:12:22
.
Zaman Gazetesi’nde
rastladım geçen gün.. “Çorumlu eski Ülkücülerden Paket’e tam destek”
başlığı altında verilen habere dikkat kesildiğimde, isimleri zikredilen 6 kişi 30
yıl öncesine götürdü beni.
Gültekin Çeki’nin
rast makamındaki Semâisi geldi aklıma birden.
“Unutulmuş birer birer/Eski dostlar, eski
dostlar/Ne bir selâm, ne bir haber/Eski dostlar, eski dostlar… Hayâl meyâl
düşler gibi/Uçup giden kuşlar gibi/Yosun tutan taşlar gibi/Eski dostlar, eski dostlar…
Unutulmuş isimlerde/Bilinmez ki nasıl, nerde/Şimdi yalnız resimlerde/Eski
dostlar, eski dostlar”
Adnan Baran,
Mustafa Kubat, Nurettin Sarıtaş, Kazım Aslan, Kazım
Aras ve Mustafa Seyrek ismi sizler için bir anlam ifade
etmeyebilirler; ama benim açımdan eski birer can dosttular onlar.
O kadar şey paylaştık ki bu
sıcak ifadeyi fazlasıyla hak ediyorlar, eminim.
Tâbi hayat hepimizi bir
yerlere savurdu. Bir ara karşılıklı arayıp görüşsek de, onca yaşanmışlığa
karşın arayıp sormaz olduk sonra. Kimbilir belki de gönül ve fikir dünyamızın
farklı farklı limanlara yelken açması etkin rol oynadı.
İnanıyorum ki görüşmesek de
unutulmazız birbirimiz için ve hep iyi düşünmüş, hep iyi konuşmuşuzdur
karşılıklı.
Bunlar hem çocukluk
arkadaşlarımdır –daha doğrusu
ağabeylerim-, hem kaçak günlerimin yoldaşı, hem
de karanlık hücrelerdeki sırdaşlarımdır.
Mustafa Seyrek,
Çorum’da cezaevine düşen ilk Ülkücüydü. Mustafa Kubat’la halef-selef
cezaevi başkanlığı yaptık, Adnan Baran ve Nurettin Sarıtaş’la
aynı dâvadan yargılandık, Kazım Aras ve Kazım Aslan ise
hakikaten efsane başkanlardı.
Hayatımda onlar kadar
gözükara kimse görmedim. Kurşuna kafa uzattıklarına da şâhit oldum, 50 kişilik
gruba posta koyduklarına da. Yürekleri bütündü; fedakârdılar, can vermeye hep
hazır birer fedaidiler.
Adnan Baran’dı
en önde geleni; en civanmerdi.
Mustafa Seyrek,
Mustafa Kubat, Adnan Baran ve Nurettin Sarıtaş cezaevinde,
biz dışarıdayız o sıralar..
Adnan Baran
ve Nurettin Sarıtaş, kılık değiştirerek cezaevinden kaçmışlar ve bana
sığınmışlardı. Ağabeylerimi elbette yalnız ve çâresiz bırakamazdım. Saklanacak
yer bulmalarına yardımcı oldum, yiyeceklerini ve giyeceklerini temin ettim. Dağ
taş gezdik birlikte. Emin bir mekân ayarladıktan sonra, tekrar şehre döndüm.
İhbar edilmişim..
Yakalandım.. İşkencelerle dolu yedi günlük sorgulamayı duyunca çok üzülmüşler..
Savcıya “TİBO” imzalı bir tehdit mektubu gönderip, işkencenin hesabını
soracaklarını bildirmişler.
Güya işkenceyi
önleyecekler.. Güya bana sâhip çıkacaklar.
İşkence daha da arttı tabiî.
O ana dek, kaçakların nerede olduklarından sorgulanırken, mektuptan sonra “TİBO”nun
açılımı belâ oldu başıma..
En sonunda cezaevine
gönderildim. Yaralarımı Mustafa Seyrek pansuman etti. Günlerce baktı
bana. Elinden çok çorba içtim, pişirdiği yemeğe çok kaşık salladım.
Hakkını inkâr edersem Allah
sorar!
Mustafa Seyrek
de, Mustafa Kubat da lise öğrencisiyken tanıştı zindanla. Farklı
zamanlarda Solcu öğrenciler tarafından kumpasa alınmışlar, öldürülesiye
dövülmek istenirken o esnada can havliyle etrafa bıçak sallamışlar ve birer
öğrencinin yaralanmasına sebebiyet vermişler.
Suçları buydu. Ağır cezada
yargılandılar, yanılmıyorsam 10 yılı aşkın hapis yattılar.
Mustafa Kubat’ın
annesinin her Pazar getirdiği sıcacık çöreklerin tadı hâlâ damağımdadır.
Zavallı kadın “Mustafa’m” diye ağlaya ağlaya vefat etti. Gece vakti
cezaevi duvarı önünde iki gözü iki çeşme vaziyette bulundu bilmem kaç kez.
Zavallı anneciğimin ve
rahmetli babacığımın çektikleri hiç sormayın bana!
Tabiî kardeşlerimin
hayatlarına kattığım ıstırap dolu günleri/ayları/yılları da.
“Eski Ülkücüler”in
hayatı dramatik hikâyelerle doludur.
Adnan Baran’ın
ağabeyini Çorum olayları esnasında kaçırdılar ve vücudunda sigara söndürerek,
en ağır işkencelerden geçirerek öldürdüler.
O’ndan alamadıkları hıncı,
ağabeyi üzerinden gördüler.
Nurettin Sarıtaş,
arkadaş kurbanıydı bir bakıma. Adnan Baran’ı her halükârda yalnız
bırakmamanın bedelini 10 yıl cezaevinde kalarak ödedi.
Eskiden arkadaşlık böyleydi.
“Anca beraber kanca
beraber” sözü o günler geçerliydi.
Melankolik bir arkadaştı Nurettin
Sarıtaş. Şâirdi, ozandı. Hayata hep pembe bakardı. Hücreler, onun
şarkılarıyla/türküleriyle aydınlanırdı sanki.
“Zincirler vurdum kalbime/Kırdı da kurtuldu
yine/Ne yapayım söz geçmiyor kalbime/ Ağlıyorum gülüyorsun/ Gel diyorum
gidiyorsun/ Söyle bana sevdiceğim neden böyle ediyorsun?”
En favori şarkısı buydu
bizim için.
Melodisini bir mırıldansam
siz de çok beğenirsiniz şüphesiz.
Hayata tutunmanın başka yolu
yoktu demek ki.
12 Eylül olmuştu.. Cezaevi başkanıydım ve
bana yine sorgu ve yine hücre gözükmüştü.. İhtilâlle birlikte sabaha karşı
koğuşta arama yapılmış, ranzamdan 4 tane bomba çıkmıştı.
Aradan 30 yıl geçti.. Bilsem
söylerim ya da erkekçe “benim” derim.
Kim koydu, nasıl koydu..
Hakikaten var mıydı- yok muydu, hiçbir bilgim yok.
4 bombanın ve görmediğim/bilmediğim Çorum olaylarının
–çünkü o tarihlerde
hapisteki 9’uncu ayımı geçiriyordum- hesabı işkenceler altında soruldu.
Üç ay boyunca hücrede
tutuldum ve merhametsizce sorgulandım.
Askerlerin işkence metodlarında ne kadar
uzman olduklarını cezaevinde müşahede ettim. Bir binbaşı gözetiminde imanımız
gevredi âdeta!
Sayın İnan SOYER nokta koymak bu olmaz. Eğer bir olayı kapatıyorsanız bu şekilde olmamalıydı. En azından ben misyonumu tamamladım ya da ben olayları fazla abartmışım dersiniz. Ne kendinize toz konduruyorsunuz ne de olayları neden kapattığınızı söylüyorsunuz. eğer bizde oluşturduğuz ilkeli dürüst kimliğinizin zedelenmesini istemiyorsanız bize bunların gerekçelerini açıklayın. NOT: Olaylar malum yolsuzluk iddiaları.
Sayın İnan Soyer ağabey;anlattıkların gerçekten beni ve benim gibi düşünenleri etkiledi etkilememesi de mümkün değil.Allah, bu eziyeti verenlerin belasını versin.Bu eziyetler çekilirken kıs kıs gülenlerin,bu işlerden nemalananların, rant sağlayanların da belasını versin.
Son günlerde gündemde olan 12 Eylül ile hesaplaşma hadisesine gelince 12 Eylül ile bizim hesaplaşmamız lazım siz 28 Şubatlarla,27 Nisanlarla hesaplaşın diyor saygılar sunuyorum.