Bir ülkede düşman ile işbirliği yapılırsa, o ülkede iktidar savaşı da,
iç savaş da, etnik savaş da olur.
Bir savaş varsa o savaşta
tarafların kuvvet durumları ve stratejileri önemlidir.
Düşmanın Türkiye içindeki uzantıları
ile Türk Ordusu arasında devam eden meydan muharebesinde tarafların kuvvet ve
örgütlülük durumuna bakıldığında aşağıdakileri tespit etmek mümkün.
Türk Ordusu iki cephede savaşmaktadır.
Birinci cephe; PKK’dır.
İkinci cephe ise; emperyalizm ile ekonomik, siyasi ve kültürel
işbirliği yapan işbirlikçi cephedir.
Tarafların güçlü ve zayıf olduğu
yerler şöyledir.
Ordunun dolayısı ile milletin
karşısındaki PKK cephesi, net, belirgin, silahlı ve somuttur. Ordu bu net
cepheye kesin ve örgütlü cevaplar verebilmektedir.
Ordunun yenildiği ve bitkin düştüğü cephe ikinci cephedir.
Yani Batı Cephesidir.
Neden Batı Cephesinde gerekli
başarıyı gösterememekte ve bu cephede teslimiyet konumundadır?
Bunun birçok sebebi olmakla
birlikte, tek ve belirgin sebebi Batı
Cephesinin komutanı yoktur.
Batı cephesinde örgütlü değildir.
Üstelik cephe gerisine düşman sızmıştır.
Batı cephesinde bozgun vardır.
Savaşın hukukla kazanılacağı sanılmaktadır.
Hiç bir savaş hukuk ile kazanılmaz.
Hukukla düşman zaman kazanmaktadır.
Çünkü savaşın kendisi silahlı
propagandadır. Propaganda da silahsız savaştır. (102 subayın esir alınması)
Cephe gerisine sızmış düşman, Lavrens’ler vasıtası ile Dörtyol ve
İnegöl’de isyanlar çıkarmaktadır.
Batı cephesinde milli kuvvetler
kafayı NATO’ya takmışlardır.
Yığınakta hata yapmışlardır.
Peki, Batı Cephesinde yeni bir şey
yok mudur?
Elbette vardır.
Muhalefette önemli bir uyanma vardır ve düşmanla olan işbirliğini artık
halka anlatmaya başlamışlardır.
Düşman işbirlikçisi mütegallibe ve
sözcüleri bu tehlikenin farkındadır.
Yaklaşmakta olan referandumda (Halide Edip’in Sultanahmet Mitingi)
halkın gereken tepkiyi vereceği kesindir.