Barzani diyor ki; “Bu Kürt
devletini kurmak bizim hakkımızdır ve ey diğer Müslüman milletler, siz de bize
bu konuda yardımcı olun!”
Bu istek son derece “Makul, mantıklı ve masum!” gelebilir.
Ama bir devlet kurulurken nerede “Altın tepside” bir ülke sunulmuştur ki?
İsrail bile tüm Batı ülkelerinin
desteğine, son yıllarda artan büyük gücüne rağmen, hala kendisine “Altın tepside” sunulan topraklarda
rahat ve huzur içerisinde yaşayamıyor.
Barzani adeta “İsteyenin bir
yüzü, vermeyenin iki yüzü!” diyor.
Ve “safdilleri” kandırmak için yardım beklediklerini söylüyor.
Peki, bu ülke nerede kurulacak?
Bu yeni ülke Irak’tan parça alsa bile, Türkiye’den, Suriye’den ve İran’dan
da parça koparmayacağını kim garanti edebilir?
Bu “ajan” devletin kurulmasıyla Türkiye dahil, tüm komşu ülkelerde “etnik çatışma” riskinin artışını kim
önleyebilir?
Irak Merkezi hükümeti hala “kâğıt” üzerindedir.
7 Mart 2010’da yapılan genel
seçimler üzerinden 4 aydan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen, hala yeni
hükümet kurulamadı.
Başta Bağdat olmak üzere, Irak çeşitli terör faaliyetleri ile adeta kan
gölü içerisinde.
Böylesi bir ülkeden de “PKK’ya karşı silahlı mücadele”
beklenemez.
O zaman Saddam Hüseyin dönemindeki
gibi, 1926 Ankara Anlaşması hükümlerini
yerine getiremediği için, Türkiye’nin fiilen ve “Kara Kuvvetleri” unsurlarıyla Irak kuzeyine girmesi gerektiği Irak
hükümetlerine anlatılmalı ve ikna edilmelidir.
Çünkü PKK ile “Silahlı Mücadele”nin başarısı için Irak kuzeyine kara kuvveti
unsuru (Özel Kuvvetler, Komando vb.)
göndermek mutlaka gereklidir.
Bunun için de Irak’ın kuzeyine
yapılacak “Kara Harekâtı”
meselesinin çözülmesi çok önemlidir.
Irak Kuzey Yönetimi ve Irak Merkezi
Hükümeti içerisinde görevli bu bölgenin şahsiyetleri PKK terörü ile “Kürt Meselesi”ni aynı kefede görme
alışkanlığı içerisindedirler.
Bu sebeple de Irak Kuzey Yönetimi’nde
Barzani’nin ve Talabani’nin hâkim
olduğu yönetimler bulunduğu sürece, PKK ile silahlı mücadele içerisinde
bulunacakları beklenmemelidir.
Çünkü bu kesim içerisinde “Kürt Devleti” kurma ateşi sönmemiştir.
“Kürt Devleti” kurma konusunda PKK ile istekleri örtüşen Barzani’den PKK’ya karşı bir hareket
beklenemez.
Şayet bunu yaparsa, “Kürt davasına ihanet”ten damga yer,
güvenilirliğini yitirir, hatta can güvenliği dahi riske girer.
Zaten Peşmergeleri ile PKK’lılar
arasında akrabalık bağları da mevcuttur.
Öte yandan, ilişkilerin kesilmesi
yerine, “El altında” tutulacak Barzani’ye, Türkiye’nin rahatsızlıkları
uygun lisanla söylenebilir, aksi halde Barzani
ve KYB-KDP “kartı”, ABD ya da İsrail
tarafından bile Türkiye’ye karşı kullanılabilir...
Ancak tüm bunların ötesinde Türkiye’nin,
Irak’la ilişkileri “güvenlik”
boyutunda “güven” esasına oturtması
önem taşımaktadır.
Bunun ilk koşulu da 1926 Ankara Anlaşması koşullarının
yerine getirtilmesi, ya da 1990’lı yıllardaki TSK’nin kara ya da kara-hava
müşterek harekâtıyla Irak kuzeyine girebilme imkânlarının sağlanmasıdır...
Kuzey ırak ve daha ötesi yaklaşık 90 yıl önce bu coğrafyanın bir parçası idi.Orada ve daha ötesindeki insanlar bizim devletimizin bir parçası idiler.O Coğrafyada düşmanlarımızı yendik, o Zamanın Amerikası İngilizler büyük kayıplar verdiler.Sevr imzalanırken dahi İngilizler yenikti.Gün geldi devran döndü bölgenin aidiyeti yeniden gündeme geldi, ve yeniden eski hesaplar açıldı.İçimizdeki 25 yıldır devam eden terör-çekiç güç macerası- müslüman geçinen gayrımüslimler hep bu davanın devamı , bence kürt meselesi değil ancak bir TÜRK meselesi var.