Kürtçü Hareket; barış süreci için siyasal
dayatmalarda bulunuyor. Bu düzlemde izlerin açık edilmemesi gerekir; Kürtçü
hareketin siyasi ayağı BDP, TBMM de çalışmalarına devam ederken, iki yüzlü
siyaset gereği Kürt Milliyetçiliği ithamıyla siyaseten muarız haline
getiriliyor...
İktidarın Kürt Açılımı ardından, Kürtçü Hareketle temas
sağlayıcı kurumlar ya da akil adamlar tespiti, propaganda yöntemi aşamaları
ardından, kontaklar çalışıyor... Abdullah
Öcalan’ın belirlediği dayatmalar bir-bir uygulanıyor... TRT Şeş, Kürt Dili ve Edebiyatı eğitimi, Kürtçe yer isimleri derken, ülkede sıcak bir ortam
temini için Mahmur’dan ve
Kandil’den “Barış Ekibi” getiriliyor!
Bölücülüğe karşı ulusal
tavırlı CHP’de, Genel Başkan değişimi sağlanırken, MHP; bir suçmuş gibi Türk
Milliyetçiliğine hapsediliyor, Türklük dışlanılmak
isteniyor!
Taş atan çocukların salıverilmesi
gibi uygulamalar, Öcalan’ın dayatmalarıyla eşanlamlı sürüyor.
Ya asker? Alınan kimi kararlarla
terör mücadelesinde savunmada bırakılınca, işte her gün şehitlerin ardı arkası
kesilmiyor... Askerin Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalarla uğradığı aşağılanma;
hergün katmerleşiyor.
Cumhuriyetçilerin içi
kanıyor!
Asker için dağ gibi dava
dosyaları hazırlana-dursun, Öcalan; PKK’ya
yapılan gayri nizami savaş ve sonuçlarında; Devlet ve Ordu
ile yüzleşme ve hesap istiyor.
Teminen TBMM de “Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu”
kurulmasını!
Yüzleşmek ve hesap; taa ezelden
dinci, şimdi Yeniosmanlıcı çevrelerin çoook hoşuna gidiyor...
Hep birlikte Cumhuriyet
Devriminin mağduru oldukları zehabındadırlar. Atatürk Devrimini haksız,
travmatik, faşist, darbeci, asimilasyoncu, ayrıştırıcı ve eli kanlı
buluyorlar!
Temelinde anlaştıkları bu zeminde: Hazır
uluslararası destekleri varken ve iktidar çoğunluğundayken, hem de
iletişimden istihbarata, Merkez Bankası politikalarından
bankalara, enerjiden ulaşıma kadrolaşmışken, dinci sermayenin
istihdamı, zekâtı ve sadakalarından yüzde 30 oy potansiyelini her daim
hazırlamışken, kendi hukukları çerçevesinde Cumhuriyet Hukuk Sisteminin ve
Askerin; kendileriyle yüzleşerek hesap vermesini sağlamaya
çalışıyorlar...
Referandum; bu uğurda iktidarın, Cumhuriyet Hukuku anayasal
değişmezlerini bozmak, değiştirmek ve kaldırmak üzere, Türk Milletine tuzağından
başka bir şey ifade etmiyor!
Bireyden topluma, toplumdan devlete
uzanan bir girişim olan yüzleşmeyi, insan ister
istemez gündelik yaşamında her an, “Onun yüzü yok bana bakmaya, yüzü kızardı, yüzsüz” gibi
sözlerin karşısında, “Bakacak ve
bakılacak yüz olmak” savaşımıyla sürdürüyor.
Hukuk; bireysel vicdanın geliştiği
çağdaş toplum ve devletlerde yüzleşmenin aracıdır. Mesela Türk Anayasa
Hukukunun temelini oluşturan, Cumhuriyetçilik, Üniter Devlet, İnsan
Haklarına Saygı, Atatürk Milliyetçiliği, Demokratik Devlet, Laik Devlet, Sosyal
Devlet, Hukuk Devleti, Eşitlik ilkelerinin; üstüne titrenilmesi,kararlılıkla
yürütülmesi; devletin ve toplumun birbiriyle mütemadiyen yüzleşmesi ve
gerçek demokrasi anlamına geliyor.
Herhangi bir
kırılma; ilkelerin bozulması, değiştirilmesi ya da kaldırılması suçunu
oluşturuyor...
Özel Yetkili İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi’nin, 102 muvazzaf-emekli
subay için çıkarttığı “ yakalama emri” toplumu derinden sarsmıştır.
Atatürkçü Düşünce Sistemiyle
yetişmiş kahraman Türk Ordusuna reva görülen siyasi kisveli hukuk muamelesinin;
TSK’nın yüzleşmeyi başkaları tekeline bırakmamayı gerektiriyor...
TSK kendiyle yüzleşmelidir!
Ücretli askerlerin
Yeniçeri kışlasında tam orta yerde yemek kaynatılan kazanlar bulunuyordu. Yeniçeriler
bir sorun karşısında kazanın başında toplanır, konuşurlardı. İsyana karar
verince de kazanı kaldırıp dışarı çıkarırlardı. 1826’da Vaka-i Hayriye isyanı Yeniçeri Ocağı’nın kapatılması sebebidir..
Keçecizade İzzet Molla o gün tarihe
kayıt düşüyor; “Nice
isyankâr nankörlük edip et meydanında toplandı, ikide birde koyup
kaldırırken, kazan devrildi söndürdü Ocağı!”, diyor...
Askerin
temeli disipline dayanıyor. Ast’ın itaat hissini tehdit eden her
tezahür, söz, yazı, fiil ve hareketleri cezai müeyyidelerle men olunmuştur.
Kat’iyen kazan kaldırılmaz!
Ne ki TSK’nın kendiyle yüzleşmesi
için; Dolmabahçe Sarayı’nda Başbakan
ile Yaşar Büyükanıt’ın, Çankaya
Köşkü’nde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve İlker
Başbuğ’un görüşmesi sırlarının, ne üzerinde anlaşıldığı, askerin
hedefi, varsa bir senaryonun mutlaka bilinmesi gerekiyor.
Çünkü o görüşmeler kara
bulutlar gibi TSK’ ı gölgelemektedir.
Karanlıktan aydınlık çıkmıyor...
Yaşar Büyükanıt ve İlker
Başbuğ’un konuşması ve ardından TSK’nın kendiyle yüzleşmesi sürecini, kazan
kaldırmadan, Demokrasinin açıklık rejimi olduğundan hareketle, ölüme kadar
silah arkadaşlığı temelinde, muvazzaflardan destekli Emekli Subay
ve Emekli Astsubay Dernekleri, Şehit ve Gazi Dernekleri, Sınıf Arkadaşlığı
sağlayabilir.
Gereken temaslar, gazete ilanları,
TV toplantıları, gösteri ve toplantılarla, orduevlerinden, evlerden müşterek
olunan her yerden her türlü iletişimi kullanarak, açıklık istenebilir aksi halde
bu ikisinin gönüllerden ebediyen dışlanacağı vurgusu yapılabilir.
Ya da, ne bileyim işte!
Askerin davasına sahip olması
gerekiyor.
Başkomutan Mustafa Kemal, “ Ordunun esenliğini yürekten düşünen namuslu ve ahlâklı insanlar
ikiyüzlülükten uzaktır. Tam ve olgun ahlâk sahipleri, çoğu kez barış ve
güvenlikte dikkat ve ilgiyi kendi üzerlerine çekmekten çok, bunları umursamadan
açıkça konuşurlar.” diyor.
102 subayın tutuklanması YAŞı etkilemek amacı güdüyor.yeni genelkurmay başkanının çalışacağı kadrolar bu tutuklamalarla tasfiye ediliyor. dinci cenah alttan gelen cemaatçi subayların yerini sağlamlaştırıp 10-15 yıl içinde orduyu tamamen ele geçirmeyi planlıyor. bunun için mümtazer türköne gibileri gerekirse ordunun tasfiye edilip nizami cedit ordusunun kurulmasını açıktan söyleyebiliyor.sınır ordusu oluşturulmasıyla nizamı ceditin temelleri atılıyor.kemalist ordu yok edilip emperyalizmin paralı askerlerine yer açılıyor.tüm bunlar karşısında sessiz kalan genelkurmay uyuyor
Türk düşmanlarının,Türk ile 90 yıllık kini olanların tavrı gözönüne alındığında yaşanılanları anlamak elbetki mümkün.Sınır bölgeleri-dağ başları ve malum doğu vilayetleri göz önüne alındığında hesap kitap belli, taş atan çocuklar yasası-inegöl müdafaasındaki durum sonrası bakan açıklaması göz önüne alındığında durum malum,Ahmet türke yumruk ve kesilen ceza-Türk ordusunun yüzde onunu tutukluyan zihniyet de belli, o halde hepimize bir vazife düşüyor.