Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

  Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv      Yozgat Resimleri        Yozgat Tanıtımı    
 
Köşe Yazısı - Bir Kemal Bey vardı -4- - ..::Yozgat Haber Gazetesi::..
   
 

İhsan Kurt ¬

İhsan Kurt

 Bir Kemal Bey vardı -4-

 Yazı Boyutu

 Tarih : 14.04.2010 - 00:32:09


.

 

Bir Kemal Bey vardı -4-

 

Yeni Divanı Harbi Örfi’nin dikkat çeken diğer üç görevlisi ise savcı başyardımcısı Haralambos, sorgu hâkimi Artin Boşgezenyan ve yine sorgu hâkimlerinden İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin kurucusu Said Molla’dır.

Patriğin ikide bir tanzim ettiği listeler, Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın eline sıkıştırılıyor, bu listeler hiçbir araştırmaya gerek görülmeden Nemrut Mustafa Paşa Divanı Harbine havale ediliyordu. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i şikâyet eden ve listenin başına koyan da Patrik Zaven’di. Dolayısıyla şahitleri toplayan, hazırlayan, getirip götüren de hep Patrikhane oldu.

Kemal Bey, bir duruşma sonrası Bekirağa Bölüğü’ndeki koğuşuna geldiğinde önce bir şaşkınlık geçirdi. Gözlerine inanamadı… Sevinsin mi, üzülsün mü buna da bir türlü karar veremedi. Karşısında en sevdiği ve mülkiyeden en samimi arkadaşlarından İbrahim vardı.

Gerçi bu koğuşta kaldığını duymuştu ama İbrahim de Kemal Bey’i karşısında görünce şaşırmadan edemedi. Gözlerine inanamadı. Öyle ki karşısında Mülkiyeli şah ve şatır Kemal Bey yoktu artık. O gitmiş yerine neşesini kaybettiği yüzünden okunan, gözlerinin ışığı zayıflamış, beti benzi sararmış bir Kemal Bey gelmişti.

İbrahim, Kemal Bey’e hayran hayran bakıyordu. Çünkü o Kemal Bey’in Boğazlıyan’da Ermeni çetecilerine karşı nasıl gayretler gösterdiğini, haktan ve adaletten ayrılmadığını biliyordu. Mülkiyeli can arkadaşı Kemal Bey’den gurur duymuştu. “Eee… Anlat bakalım, nasılsın?” dedi.

Kemal Bey, arkadaşının bu sorusunun konuşmayı başlatmak üzere sorulmuş bir soru olduğunu biliyordu. Oysa İbrahim onun nasıl olduğunu gelir gelmez zaten gözlerinden okumuştu. O, dost canlısı arkadaşına bakarak:” İbrahim beni asacaklar” dedi. Ardından bir “Ah!..” çekti.

Bu sözün kendisinin ağzından nasıl çıktığına o da hayret etmişti. İbrahim:” Nerden çıkarıyorsun be arkadaşım? Mahkeme daha devam ediyor… Hem işgalcilere yaranmaya çalışan gazetelerin yazdıklarını dikkate almazsak, takip edebildiğim kadarıyla henüz sonuçlar da netleşmiş değil.”

Kemal Bey: “İbrahim! Benim kaygılarımı canı derdine düşmüş birinin duyguları olarak düşünme… Ailemi, çocuklarımı düşünüyorum… Onlara hiçbir şey bırakamayacağımdan, onların gelecekleri beni kaygılandırıyor.”

İbrahim, çaresiz “anlıyorum” der gibi baktı. Kemal Bey, dertlerini anlatacak, güvenecek birini bulmanın rahatlığı içinde konuşmasına devam ediyordu: “İlk tutuklandığımda ne oldu biliyor musun? …Eniştem beni ziyarete gelmişti… Burada herkes yiyeceğini kendisi getirtiyordu. Ama benim cebimde beş kuruş olmadığı için iki gündür ağzıma bir şey koyamamıştım. Buna rağmen enişteme bir şey söyleyemedim. Bir ekmek peynir parası istemeyi onuruma yediremedim İbrahim… Anlıyor musun beni? Beni asarlarsa can borcunu ödemiş olacağım. Ama aileme, çocuklarıma karşı sorumluluklarımı yerine getirmeden gitmekten korkuyorum.”

Kemal Bey’in 19. ve son duruşması 7 Nisan 1919 Pazartesi günü başladı. Duruşma tarihi daha önceden ilan edilip kamuoyuna duyurulmadığından salonda ancak yüz civarında insan vardı. Savcı Haralambos, Kemal Bey için idam talebinde bulunduktan sonra Kemal Bey’i savunmak için savunma avukatlarından Selahattin Bey’e söz verildi. Sonra Kemal Bey savunmasını okudu:

“Yalancı şahitlerin söylediklerinin hepsi yalandır. Bunları reddediyorum… Asıl üzerinde durulması gereken Osmanlı vatandaşı Ermenilerinin özellikle Ruslar lehine olmak üzere kendi devletlerine karşı giriştikleri tedhiş ve terör faaliyetleridir. Asıl yargılanması gerekenler biz değil, çeteler kurarak köylere saldıran ve Müslümanları öldüren Ermenilerin olması gerekir.”

“Gerek mesleğime başlamadan önce, gerekse mesleğime başladıktan sonra hayatımda hiçbir zaman doğruluktan ayrılmadım. Aile fertleriyle beraber mihnet ve zaruret içinde kaldığımız dönemlerde bile doğruluktan başka bir rehber tanımadım…”

“Vicdanıma kesinlikle kan lekesi sürmedim. Görevimi hak ve adaleti gözeterek yerine getirmeye çalıştım. Hatta Ermenilere karşı tecavüze kalkışanları Kayseri Divan-ı Harbi Örfisi’ne verdim.”dedi.

Artık günler değil saatler beklenmeye başladı. Kemal Bey’in idam cezasının onaylanması için karar Sultan Vahideddin’e geldiğinde çok sıkıntılıydı. Çünkü Kemal Bey’in idam edileceği söylentileri duyulduğunda İstanbul’da halk çok üzülmüş, bunun için birçok semtte gösterilerde bulunmuşlardı. Verilen kararı protesto etmişlerdi. Sultan, bir müddet yalnız başına düşündü. Sonra Mabeyn Başkâtibi Ali Fuat Efendi’yi yanına çağırdı: “Beni emir buyurmuşsunuz efendim.”

“Gel, gel,” dedi VahideddinŞimdi çirkin bir hal karşısında kaldık. Amma iş bununla bitmeyecek, ardı gelecek. Onun için şimdiden yolunu kesmek lazım. Şeyhülislam Efendi’yi arayın. Bu kararı görmüş mü? Görmüş ise benim bunu imza etmekliğim için yarın sabaha kadar bir fetva-yı şerife itası taahhüt ediyorlar mı? Sorun.”

Ali Fuat Efendi görevini yerine getirmek üzere ayrıldı. Ama kararın onayı geciktikçe bu sıralarda bazılarını bir kaygı sarmıştı. Bunlardan Dâhiliye Nazırı Mehmet Ali Bey ile Adliye Müsteşarı ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti Reisi Sait Molla Padişahın idama karşı çıkmasından korkuyorlardı. Bundan dolayı Padişahı ikna etmesi için Damat Ferit Paşa’yı saraya gönderdiler.

Sultanın misafiri gittikten sonra Ali Fuat Efendi Şeyhülislam’ın geldiği haberini verdi. Bunun üzerine Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi Sultan’ın huzuruna çağrıldı. Kendisinden fetva vermesi istendi. Hayatında böyle zor bir durumda kaldığını hatırlamıyordu. Şeyhülislam bir süre direndi: “Kemal Bey hakkında istenilen fetva değildir. ‘Kaza’ya aittir. Benim ise kazaya yetkim yoktur,” diyerek fetva vermekten kaçındı.

 Padişah ısrar edince, daha sonra kendisine biraz zaman vermelerini, yarın fetvayı kendilerine ulaştıracağını söyleyerek huzurdan ayrıldı.

Ertesi gün 9 Nisan’da şu fetvayı yazıp gönderdi:

“Bir Müslüman’ın, Müslüman olmayan birini öldürmesi halinde idama izin verildiği, ancak bu hükmün verilmesi için, öldürülenin yaralayıcı bir aletle yaralanması ve ölmesinin, bunun üzerine mirasçılarının ‘kısas’ istemeleri şarttır… Not: Divanı Harbiyi Örfi tarafından ölüme mahkûm edilen Kemal Bey’in muhakemesi hak ve adaletle uygun yapılmış olduğu takdirde, idam hükmü muvafık bulunur.”

Sultan Vahdettin fetva metnini maksada uygun bulmadı. Kendi tarifi ile Şeyhülislam’a bir cevap yazdırdı. Fakat fetvanın düzeltilmiş şeklini beklemeden aynı gün Kemal Bey’le ilgili kararnameyi onayladı.

Diğer taraftan Kemal Bey, Bekirağa Bölüğü’ndeki koğuşundan arkadaşları arasından alındı. Harbiye Nezareti kapısındaki Merkez Kumandanlığı’na götürdüler. Koğuştakiler, Harbiye Nezareti’nin avlusundan, büyük kapının yanındaki köşklere doğru yürüyerek giden Kemal Bey’in arkasından bakakaldılar. Son bakışlar ve son yürüyüş… Koğuştakiler pencerelerinden Beyazıt Meydanı’nda toplanmış ve toplanmakta olan kalabalığı da görüyorlardı.

Herkes nefeslerini tutmuş bir noktaya, ama sadece bir noktaya bakıyorlardı. Bu nokta üstünde Dairei Umuru Askeriye yazılı, bir zafer takı gibi süslü Harbiye Nezareti kapısıydı. Bu kapıdan çıkan süngülü bir müfreze askerin ortasında, yüzü üzerindeki beyaz gömlek gibi olmuş, mağdur Mehmet Kemal Bey yürüyordu…

Başının üzerinde sallanan ip boynuna takıldığında usul gereğince “son sözü” soruldu. O meydandaki kalabalığa yöneldi. Kendine güvenen bir hatip edasıyla onlara hitap etti:

“Sevgili vatandaşlarım! Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum! Son sözüm bugün de budur, yarın da budur.

Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet!..”

Kemal Bey’in bu sesi sanki uzak dağlara gitmiş, hızlıca çarpmış ve oradan aynen geri gelmiş gibi, halkın ağzından gür bir şekilde tekrar edildi:

—KAHROLSUN BÖYLE ADALET!

 Sonra devam etti:

“Benim sevgili kardeşlerim! Borcum var, servetim yok! Asil Türk Milleti’ne çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet, elbette onlara bakacaktır. Vatan uğrunda cephede ölen bir insan gibi şehid gidiyorum. Allah vatan ve milletimize zeval vermesin… Âmin! “

Bu sırada köşkünün penceresinden bakan, olayı zevkle seyreden Adliye Müsteşarı Sait Molla sabırsızlanmıştı. Cellâtlara olanca öfkesiyle bağırdı:

“Söyletmeyin, fazla konuşturmayın bu alçak herifi!… Hemen asın bu köpeği… Ne duruyorsunuz itoğlu itler!..”

Cellâtlar birkaç saniye içinde ipi çektiler…

Diğer yanda emekli ve yaşlı bir adam, Arif Bey elinde sefer tasıyla Bekirağa Bölüğü’nde yatan oğluna yemek getirmek üzere yola çıkmıştı. Olandan, bitenden hiçbir şeyden haberi yoktu. Kadıköy’ündeki evinden çıkarak Beyazıt Meydanı’na geldiğinde kalabalık karşısında şaşırdı. Vakit akşamdı.

Arif Bey, bu tarihî meydanda toplanmış büyük kalabalığı görünce merakını gizleyemedi. Farklı dillerden konuşmalar, uğultular geliyordu kulağına. Neler konuşulduğunu daha iyi anlamak için, Ermenice konuştuklarını sonradan fark ettiği bir guruba yaklaştı. Nefes nefese ve meraklı gözlerle kalabalıktan birine sordu:

“Buraya neden toplanmışlar? Nümayiş mi var?... Ne olmuş?”

“Nereden çıkardın nümayişi? Bir adamı asmışlar da ona bakıyoruz!”

Kalabalığı yararak, beklenmedik bir güçle önüne çıkanları ite kaka sehpaya doğru yaklaştı. Askerlerin arasından yıldırım gibi geçti. Sehpanın önünde kalakaldı.

İdamda hazır bulunmak üzere Beyazıt’a gelmiş olan Merkez Kumandanı Osman Şakir Paşa, Arif Bey’in yanına doğru koştu. Sehpanın hemen dibine yığılmış olan yaşlı adamın perişan halini görünce sordu: “Kimsiniz?

Arif Bey, önce karşısındakinin ne söylediğini anlayamadı. Soru kendisine tekrar sorulunca iniltili bir sesle: “Babasıyım… Babası…

Kumandan, o sert yüzlü asker Osman Şakir Paşa önce ne diyeceğini ve ne yapacağını bilemedi. Kıpkırmızı kesildi, titremeye başladı. Gözlerine hücum eden yaşları yüreğine akıttı:

Emriniz?

Oğlu gözünün önünde sallanırken ne emri olabilirdi ki? Arif Bey, başını kaldırmaya çalışarak kumandanın yüzüne baktı: “Evladımı bana veriniz!

Osman Şakir Paşa: “Derhal indirin!” emrini verdi.

Arif Bey, vücudunu suya girmiş gibi ıslatan tere aldırmadan ayağa kalktı. Oğlu Kemal Bey’in henüz soğumamış olan cesedine sarıldı. Bir daha bulamayacağı oğul kokusunu ciğerlerine kadar çekti. Yüzünden öptü, bıyıklarını düzeltti, okşadı.

Kemal Bey’in cebinden çıkmış olan vasiyetnamesi diğer eşyalarıyla birlikte kendisine verildi. Vasiyetnamede şunlar yazıyordu:

“Merhum sevgili oğlum Adnan’ın defnedilmiş bulunduğu Kadıköy Kuşdilli Çayır’ındaki kabristanda yavrumun yanına gömülmemi diliyorum. Kabir taşım, hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır:

Millet ve Memleket uğruna şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna Fatiha.

Perişan zevcem Hatice’ye, yavrularım Müzehher ve Müşerref’e muavenet edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyrulmasını vatandaşlarımdan beklerim. Babam, Karamürsel Aşar Memur-u Sabıkı Arif Bey de acizdir. Kardeşim Münir de kimsesizdir. Bunlara da muavenet olunursa, memnun olurum.

Türk Milleti ebediyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah, millet ve memlekete zeval vermesin. Fertler ölür, millet yaşar. İnşallah Türk Milleti ebediyete kadar yaşayacaktır. (30 Mart 1335 Boğazlıyan Kaymakam - Sabıkı Kemal)

Cenazeyi teslim alan Babası Arif Bey büyük bir kalabalıkla şehidi motorla Kadıköy’e geçirdiler. Cenazeyi Tıbbiyeli öğrenciler "TÜRKLERİN BÜYÜK ŞEHİDİ KEMAL BEY" yazılı çelenkleriyle karşıladı.

Cenaze merasimi, terör ve baskıya rağmen çok anlamlı görünüyordu. Millî şehidin tabutu Kadıköy İtfaiye Karakolu önünden geçerken bir manga asker, kendiliğinden Saygı duruşunda bulundu. Bu durum herkesi daha da çok duygulandırdı.

Cenaze namazı Kızıltoprak Camii’nde kılındı. Mülkiyelilerin ve Tıbbiyelilerin başları üzerinde Kuşdili’ndeki Mahmut Baba Mezarlığı’na taşınırken cenazeye katılanların sayısı gittikçe arttı.

Mezar taşına “Millet ve memleket uğrunda şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna Fatiha.” Yazıldı.

Kemal’i Türk Milleti unutmadı. Başka bir Kemal’in yönetiminde toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir kanunla, kendisini "Millî Şehit" olarak kabul etti.

Ayrıca Bakanlar Kurulu’nun 2.2.1927 gün 4710 Sayılı Kararıyla Ermeniler tarafından terk edilmiş olup Vakıflar İdaresi’ne devredilmiş bulunan 1 apartmanla 1 evin Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in varislerine tahsis ve temliki kararlaştırıldı.


851 Kişi Tarafından Okundu.

Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Puan Yok  
 Kaynak :  İhsan Kurt

 Kategori ¬ Köşe Yazısı

  Yorum ( 1 )   

 Abdullah Yücesan

Tarih : 28.07.2010 20:36:14  

  Allah rahmet eylesin

Kayıtlı İp: 80.135.189.132


Allah gani gani rahmet eylesin
  Sayfalar : İlk Sayfa - [1] - Son Sayfa

 Yazara Ait Diğer Yazılar

 
 
 

Reklam
 
 Köşe Yazıları

Av. Ruhi Bacanlı

Av. Ruhi Bacanlı
Pirince Giderken Bulgurdan Olmak

Prof.Dr.Nurullah Aydın

Prof.Dr.Nurullah Aydın
Reformların Sosyal Yapıya Olası Etkileri

A. Kılıçaslan Aytar

A. Kılıçaslan Aytar
Hesap Şaşınca Men Dakka Dukka

Mehmet Halil ARIK

Mehmet Halil ARIK
Sayın Ertuğrul Günaya Açık Mektup..

İhsan Kurt

İhsan Kurt
Yozgat ve Zamanın Çağrısı

Cüneyt Şaşmaz

Cüneyt Şaşmaz
Vesayet...

Gökhan Doğan

Gökhan Doğan
Toplumsal Değişim ve İnsan

Dr.Ahmet Emin Seyhan

Dr.Ahmet Emin Seyhan
Medeniyetler Arası Diyalog

Nusret Kebapçı

Nusret Kebapçı
Topluma Zehir İçirmek...

Bülent Esinoğlu

Bülent Esinoğlu
Silahsız Teknolojik Teçhizat Yalanını Yaşayacağız..

Oğuzhan Saygılı

Oğuzhan Saygılı
Devrin Bazı MHPli ve Ülkücülerin Anılarında 12 Eylül Öncesi ve Sonrası -2-

İnan Soyer

İnan Soyer
İyi Bayramlar Olsun..
 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Halka baskı yapılıyor Halka baskı yapılıyor
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, referandum öncesi halktan hayır oyu istemek için Yozgata geldi. Yozgatın Yerköy MHP ilçe teşkilatı tarafından düzenlenen mitinge ardından da Yozgat’ta iftar yemeğine katılan MHP lideri...

Kötünün iyisi
Canavar oruç tutmadı
İftarı gecikmeli yaptık
Puanınız bol olsun
Yozgat bunu hak etmiyor
Ölüm umurlarında değil
CHP tek yürek
Yasaklar başlıyor
Sakal-ı Şerife akın
 
 Takvim
10  Eylül 2010  
Pts Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 15
 Bugün : 1139
 Dün : 1607
 Toplam : 1466652
 Ip No : 38.107.191.99
     

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 1.5033 1.5106
  Euro 1.9179 1.9272
 
 Hava Durumu



 
 Reklamlar

 

 

 

 

 



Güncel | Spor | Eğitim | Sağlık | Ekonomi | Siyaset | Kültür Sanat Tarih | Tarım | Gizlilik Politikası


 
 

   © Copyright - 2002- ..::Yozgat Haber Gazetesi::.. - Tüm Hakları Saklıdır. 

Haber, Resim ve Köşe yazıları izinsiz kopyalanamaz!

 Bu Site F-Secure ile korunmaktadır.

0,92 saniye.